Ülkemizin dağcılık kültüründe gördüğüm yanlışlar ve eksiklikler üzerinde kafa yoran ve bunları yazılarımda kayda geçiren birisi olarak, dağcılık otobiyografilerine (özgeçmişlerine) ve biyografilerine ilişkin ülkemizdeki uygulamalar konusunda, burada, bazı gözlem ve tespitlerde bulunmadan, kendimle ilgili tanıtıcı açıklamalarda bulunamayacağım. Ülkemizde, artık aramızda bulunmayan bir kısım dağcı ağabeylerimizin anısına tırmanış şenlikleri düzenlenmekte, zaman zaman çeşitli dağcılarımızın Facebook sayfalarında bu ağabeylerimizin anısını yad eden paylaşımlar yapılmaktadır. Bunlar esasen çok güzel ve kadirşinas girişimlerdir. Ancak, bu ağabeylerimizin Türk dağcılık tarihi içerisindeki konumlarını, Türk dağcılığına yaptıkları somut katkıları, tırmanışlarını öğrenmek istediğimde, genelde, ya büyük bir sessizlik hakim olmakta, veyahut ‚sayısız dağcı yetiştirdiler‘ veya ‚ülkemiz dağlarında sayısız tırmanışlarda bulundular‘ gibi muğlak başarı hikayeleri zikredilmektedir. Hatta, buna benzer sorgulamalar ve sorular, bu ağabeylerimizi geçmişte şahsen tanımış olan ve onların anılarına muhabbet duygularıyla bağlı olan dağcılarımız arasında nahoş karşılanmakta, böylesi soruların dile getirilmiş olması dahi, o ağabeylerimizin anısına saygısızlık olarak görülmektedir. Bazılarında ise, bu muhabbet duyguları, zaman zaman, bu ağabeylerimizin dağcı kimlikleri etrafında bir mitos yaratmaya varan, sağlıksız bir noktaya taşınabilmektedir.

Hiç kuşku yoktur ki, bu dağcı ağabeylerimizin bir kısmı, geçmişte, dağlarımızda ve bir ihtimal yurt dışındaki dağlarda tırmanışlar yapmışlar, Türkiye Dağcılık Federasyonu’nda çeşitli görevler almışlardır. Belki, Türk dağcılığına, bilinenin çok ötesinde katkılarda dahi bulunmuş olabilirler. Fakat, geriye, kendi kalemlerinden çıkan yazılı hiç bir bilgi bırakmamışlar, veyahut çok az bilgi bırakmışlardır. Toplumsal olarak en büyük zaafiyetlerimizden birisi de yazma ve okuma özürlü olmamızdır. Ülkemiz dağcılık tarihine ilgisi olan ve bu konuda çok geniş arşivi bulunan bir dağcı olarak, yukarıda bahsettiğim muhtelif ağabeylerimiz etrafında yaratılmaya çalışılan mitosa, veyahut onlara Türk dağcılık tarihinde atfedilmek istenen yüksek konuma şahsen itibar etmediğimi itiraf etmeliyim. Herhangi bir konuda tarihe malolmak ciddi bir iştir ve bunun altı, kulaktan dolma hikaye ve anlatılarla, muhabbet duygularıyla değil, somut bilgi ve belgelerle doldurulmak zorundadır. Artık aramızda bulunmayan dağcı ağabeylerimiz arasında, bildiğim, bir tek Dr. Bozkurt Ergör, kendi kaleminden geriye yazılı belge ve yapmış olduğu dağ tırmanışlarına ilişkin somut bilgi bırakmıştır. Dağcılık, ülkemizde, sayıca çok kısıtlı, dar kitleye hitap eden bir doğa sporu olduğundan dolayı, dağcılığa ilişkin yayınlar yok sayılacak derecede azdır. Dağcılıkla ilgili biyografik veyahut otobiyografik bir basılı eserin ülkemiz koşullarında hayat bulması neredeyse imkansızdır. Ancak belki özel imkanlarla mümkündür. Bu durumda, dijital platformlar, biz dağcıların, gelecek nesillere somut belge ve bilgi aktarmamızın yegane araçlarıdır. Burada, kendime ve dağcılık geçmişime ilişkin olarak verdiğim bilgiler, Türkiye dağcılık tarihinde kendime bir yer ve değer atfettiğimden dolayı değildir. Bir dağcı, tarih içerisindeki yerini ve değerini kendisi tayin edemez. Bunu ancak gelecek dağcı nesiller yapabilir. Bu web sitesi aracılığıyla ulaşmak istediğim amaç, gelecek nesillere, kendi mütevazi dağcılık mirasımı ve arşivimdeki bilgi ve belgelerin hiç değilse ufak bir kısmını bırakmaktır.

Dağcılık özgeçmişim:

1960 yılında İngiltere, Londra’da dünyaya geldim. Dağcılığa 1979 yılında, 19 yaşında, Ankara’da, Anadolu Dağcılar Birliği bünyesinde başladım.

1980 yılı, Ağustos ayında, partnerim Recep Çatak ile birlikte, Aladağlar’da, Direktaş kuzey duvarının ilk Türk çıkışını yaptık.

1981 yılında Recep Çatak ve Bülent Tavsel ile birlikte Erciyes’in güney yüzünde alpin stil yeni bir rota açtık.

Aynı yıl yine partnerim Recep Çatak ile birlikte Parmakkaya’nın tırmanışını denedik, omuzun üzerindeki iğne kayanın üstüne kadar vardık.

1982 yılında keza Recep Çatak ile Kızılkaya’nın kış tırmanışını çadırsız, bivakla, alpin stilde denedik, külahın altına kadar ulaştık.

1982 yılında kışın, Hasan dağını güneybatıdan “Yelkenkaya”nın üzerinden ilk defa Seyhan Çamlıgüney ve Ateş Yaylıoğlu ile birlikte tırmandık. Bilahare aynı rotayı 1983 ilkbaharında bu kere solo tırmandım.

1982 yazında Faruk Sükan ve Ahmet Ünlüsoy ile birlikte Kaldı’nın kuzeybatı buzulu/kulvarı rotasını tırmandık.

1982 yılında Cilo dağlarında, partnerim Enver Yıldırgan ile birlikte Suppa Dürek’in kuzey duvarının üçüncü çıkışını gerçekleştirdik, Cilo dağlarının batıdan doğuya Der-i Kun geçidi üzerinden ilk traversini yaptık.

1982 Ağustos ayında Ağrı dağını kuzeyden, yeni bir rotadan, Enver Yıldırgan, Seyhan Çamlıgüney, Faruk Sükan, Demet Sükan ve Devrim Sükan ile birlikte çıktık.

1982 sonbaharında Demirkazık kuzey duvarı bacasının çıkışını Enver Yıldırgan ve Recep Çatak’la birlikte denedik, bacanın girişine kadar yükseldik.

1983 kışında, Kızılkaya’nın kış çıkışını ikinci kez Recep Çatak’la birlikte, yine alpin stilde denedik.

1983 kışında, Demirkazık’ın kış çıkışını bu kez partnerim Ingrid Reuber ile denedik, külahın altına ulaştık, burada çığa maruz kaldık.

1983 yazında Kaçkar’ın kuzey buzulu rotasını, partnerim Enver Yıldırgan ile birlikte yeni bir varyanttan tırmandık.